Ara
  • Zafer Akçay

TECRÜBE Mİ EĞİTİM Mİ?

Güncelleme tarihi: Haz 13


Motosiklet camiasında en çok tartışılan konulardan biri budur. Hatta tüm camialarda demek daha doğru olacaktır. Alaylı ve Okullu kavramları üzerinde her zaman sıkı tartışmalar olmuştur ve olmaya da devam edecektir. Alaylı diye, tecrübeyle öğrenene, okullu diye de bilime dayalı eğitim ile öğrenene denir. Eski toprak yani alaylılara sorarsan tecrübenin parayla satın alınamayacak çok büyük bir birikim olduğunu söylerler. Hatta bu tecrübeyi edinebilmek için nasıl bedeller ödediklerinden bahsederler. Motosiklet sürmeye bir yıl önce başlamış ve bu bir yılın tümünü neredeyse eğitim alarak geçirmiş bir sürücüye sorarsan da eğitim her şeydir, tecrübe denen şey ise yapılan hataların toplamıdır.

Aslında iki söylemde de haklılık payı var gibi; ne dersiniz? Konuyu biraz daha derinlemesine düşünmekte fayda var. Önce kavramların Türkçe karşılıklarına bakalım:

Tecrübe: Bir kimsenin belli bir sürede veya hayat boyu edindiği bilgilerin tamamı.

Eğitim: Çocukların ve gençlerin toplum yaşayışında yerlerini almaları için gerekli bilgi, beceri ve anlayışları elde etmelerine, kişiliklerini geliştirmelerine okul içinde veya dışında, doğrudan veya dolaylı yardım etme, terbiye.

Gördüğün gibi iki kavramın da için de “bilgi” var. O zaman birinin diğerini bilgisizlikle suçlaması söz konusu olmamalıdır. Eski toprak “o daha dünkü çocuk ne bilecek” söyleminden, okullu olan da olan da “hasbelkader bir şeyler biliyor işte” demekten vazgeçmeli. İkisi de aslında bilgi sahibi, aralarındaki fark bu bilgiyi edinme şekilleri.

Örnek vereyim: Alaylı, park etmiş bir aracın yanından geçmemeyi nasıl öğrenir? Park etmiş bir aracın yanından geçerken aracın kapısı aniden açılır ve o da unutamayacağı bir tehlike yaşar. Ya son anda durur ya da kapıya çarpar. Bir bilginin tecrübe olarak yer alması için sonuçlarının büyük olması gerekir yoksa beyin onu tecrübe kutusuna koymaz. O yüzden unutamayacağı bir tehlike yaşamasından bahsediyorum.

Okullu bunu nasıl öğrenir? Önce kitabı okur, sonra bir teori sunumuna gider barkovizyonda görür, ardından çıktığı sürüş çalışmasında duydukları ve gördüklerini bilgi haznesine atar ve öğrenir. Ona bu çalışmalarda park etmiş bir aracın yanından geçerken en az bir kapı mesafesi kadar boşluk bırakması, aracın içinde sürücü-yolcu var mı diye bakması ve dahi tekerleklerin yönüne, egzozundan buhar çıkıp çıkmadığına bakması gerektiği öğretilmiştir.

Peki soru şu: Yukarıdaki örneklerde iki sürücü de öğrenmiş midir? Cevap kocaman bir hayır. Tam olarak öğrenmekten bahsetmek için yaşanarak ya da eğitimle öğrenilen bilginin sentezlenerek bir ders çıkartılması ve tekrar edilerek güvenli sürüş alışkanlıklarına dönüştürülmesi gerekir. Güvenli sürüş alışkanlıklarının gelişmesi uygun davranışlara, içinde bulunduğunuz duruma uygun algı ve motosiklet kontrol becerilerine bağlıdır. Bakın beceri dedim. Becerinin oluşması için teorik bilgi, gözlemleme, çalışma, değerlendirme ve tekrar gereklidir. İşin özünde öğrenmeyi tekrar etmek olunca aslında zaman burada avantaj ya da dezavantaj sunar. Alaylının zamanı boldur yavaş yavaş sindirerek öğrenebilir, başına önemli bir şey gelmediği sürece... Oysa okullu için ise bu kadar zamanın henüz karşılığı yoktur. Öğrendiklerini uygulamak ve tecrübe edinmek için bol zamana ve kilometreye ihtiyacı vardır. Ben oldum, her şeyi biliyorum ve her şeyi yapabilirim demek yerine her türlü trafik, yol ve hava şartında en güvenli sürüşü yapabilme yeterliğine ulaşmaya çalışmalıdır. İkarus Sendromu iki tarafı da acı sona doğru itebilir.

Başka bir açıdan bakalım şimdi de: Tahin-pekmez, bal-kaymak, kuru-pilav, sucuk-yumurta, simit-çay… Say say bitmez bu ayrılmaması gereken ikililer. Bunların yanına bir ikili de biz ekleyelim. Tecrübe-eğitim… Tek başına tecrübenin ya da tek başına eğitimin işe yarayacağını söylemek çok da gerçekçi değildir. Tecrübeyi eğitimle pekiştirmek ya da tam tersi eğitimin gerçekten işe yaraması için tecrübe ile bütünlenmesi gerekir. Başa dönersek, bir yıllık çok şey bilen sürücünün eksiği tecrübedir ve bunu kazanmak için kendine zaman tanımalıdır. Aksi halde örneklerini çokça yaşadığımız olumsuz sonuçlarla karşı karşıya kalacaktır. Şimdi NŞA diyeceğim ama birçoğunuz anlamayacaksınız o yüzden açıklayayım: NŞA bir kimya terimidir ve Normal Şartlar Altında teriminin kısaltmasıdır. Bunu sürüşe de uyarlayabiliriz. Tecrübesi olmayan ama sıkı eğitim almış sürücülerin NŞA’da başlarına pek bir şey gelmez, çünkü öğrendikleri bilgiler onların güvenliğini sağlar. Ancak beklenenin ve öngörülenin dışına çıkılan bir ortam olduğunda, bu konuda bir tecrübeye sahip olunmadığı için risk bir anda çok büyüyecektir. Öğrendiklerini pekiştirerek doğru alışkanlıklara dönüştürmek ve değişen koşullarda ne yapması gerektiğini bizzat yaşayarak öğrenmek için tecrübe etmesi gerekir. Tecrübeli sürücünün eksiği de yüz yıl dahi motosiklet kullansa keşfedemeyeceği bilgileri edinebileceği bir eğitimi almamış olmasıdır. “Ben zaten biliyorum, ben onlara öğreteyim” demekten vaz geçip eğitim almalıdır. Böylece parayla satın alınamayacak olan mevcut tecrübesini eğitimle birleştirip daha güvenli ve daha keyifli olabilecektir.

Jonathan Swift’in anlamlı sözüyle bitirelim: Tecrübe okulunun öğrenim ücreti yüksektir; ama inatçılara bir şeyler öğretebilen, başka okul da yoktur.

334 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör